Hangi DSLR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hangi DSLR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2019 Salı

NASIL ÇEKILDI? DAMLADAKI YANSIMA







     Su damlası içindeki yansımalar her zaman ilgimi çekmiştir. Ben de bununla ilgili hem bir deneme yapmak hem de tecrübemi paylaşmak istedim.

     Hemen belirtmeliyim ki, bu tip fotoğraflar da niteliği itibarı ile Makro fotoğrafçılık alanına girmekte. Bu nedenle lens olarak bir makro lens kullanmanız size kolaylık sağlayacaktır.

    Ama elinizde makro lensiniz yoksa üzülmeyin. Minimum netleme mesafesine sahip olan lensinizi alıp, işe koyulabilirsiniz. Mesela benim daha önce 18-55 lensle de çekilmiş benzer fotoğraflarım olmuştu. Çünkü 18-55 lenslerin de netleme mesafesi bayağı küçük sayılabilir. Bu da lensin makro kabiliyetini artırıyor.

     Hemen konuya girecek olursak, böyle bir fotoğraf çekebilmek için nelere ihtiyacımız olduğuna bakalım.


  •      Öncelikle bir tripodunuz olmalı. 
  •      Kadrajınızı sığdırabileceğiniz kadar genişlikte düz ve lekesiz bir cam
  •      Damlanın içinde görmek istediğiniz obje. (boncuk, sticker vs..)
  •      Damlalık
  •      Objenin arkasına bir fon. (açık renk tavsiye ederim)
  •      Damlalar için hazırlanmış çözelti. (tarifini yazacağım)
  •      Beyaz renk kuvvetli masa lambaları


Kurulum Aşaması


   
     Bu tip bir fotoğrafın bütün püf noktaları aslında kurulum aşamasında saklı kalıyor. Bu aşamayı ne kadar başarılı geçerseniz sonuç o kadar kaliteli çıkacaktır.

      Mantık şudur: Cam üzerindeki damlalara 90 derecelik bir açıyla dikey bakan objektifle, damlaların altında bulunan ve aydınlatılmış nesnelerin damla içindeki yansımasını yakalamak.


  • Cam yüzey üzerine damlaları yerleştirin. Bu damlaların sıklığı, kapladığı alan ve büyüklüğünü kullandığınız lense göre belirlersiniz. Benim gibi yüksek odak uzaklıklı (100mm) bir makro lens kullanırsanız damlalarınız küçük olmalı. Bu nedenle bunu tavsiye etmiyorum. Net alan derinliği problemi de cabası...
  • Bu nedenle objektifinizin cam yüzeye tam dikey durduğundan emin olun. Yatay bir açı verirseniz fotoğraf çöp olmayabilir; ama netlenmeyen alanlar ortaya çıkacaktır.
  • Aydınlatma konusunda azami özen gösterin. Yansımayı sağlayacak olan ışıktır. Bu nedenle siz ışığı bozarsanız yansıma da bozulur.
  • Işığı doğrudan damlalara vermeyin, ışık yansıması oluşur.
  • Aydınlatmayı daha çok objeler üzerine yapın.
  • Makineyi damlaların üzerine yerleştirmeden önce gözünüzle kontrol edin. Objelerin damlalara olan uzaklığını ayarlayın. Objelerin konumu kompozisyona doğrudan etki eder. 
  • Objeniz benimki gibi eğimli bir alanda durmasın. Çünkü netlik problemi yaşarsınız.


     Makro lens kullanacakların dikkatine! Mümkünse düşük odak uzaklıklı bir lens kullanın. Çünkü odak uzaklığının yüksek olması ve çalışma alanının kısıtlılığı, ister istemez net alan derinliği problemi oluşturuyor. Bu nedenle düşük odak uzaklıklı bir makro lens ile daha geniş bir alanın ve büyük damlaların çekimini net alan derinliği problemine takılmadan gerçekleştirebilirsiniz.



Çekim Aşaması

 
     Makinenizi damlalara dik bakacak şekilde yerleştirdikten sonra canlı önizlemeyi açın. Makinenin çekim modu Av (Diyafram öncelikli) modda olabilir. Diyaframı f/14-f/16 arasında tutarak, manuel netleme ile objeyi netlemeye çalışın.

     Dikkat!! Objeyi netlemekten kastım, damlanın içindeki yansıyan görüntüsüdür. Damla bir mercek gibi davrandığı için oluşan yansıma görüntünün uzaklığı farklıdır. Bu nedenle muhtelemen en yakın odaklama mesafesi civarında çalışacaksınız. Yani objenin aksi damlanın kendinden daha yakın mesafede olacaktır.

     Damla içindeki yansımayı netledikten sonra kumanda veya zamanlayıcı yardımıyla çekiminizi yapın.

     Dikkat!! Diyaframınız kısık olduğu ve sürekli ışık kullandığınız için enstantane hızınız 1/10, 1, 2 saniyelere kadar gelebilir. Bu durumda titreşim problemi yaşamamak için perde kilidini aktif hale getirmeniz gerekebilir. (canlı önizleme modunu kullanmadıysanız)

     Çekiminiz başarılı mı? Tebrikler!!!
     Değil mi? O zaman netlik halkasını biraz sağa sola çevirerek denemeler yapın.

     Hala olmadı mı? O zaman benim gibi net alan derinliği probleminin kurbanı oldunuz. Tek ilacınız Focus Stacking. :) Ne olduğunu bilmiyorsanız, tıklayın.
 
     Yukarıda bahsettiğim gibi ben 100mm makro lens kullandığım için netlik problemi yaşadım. Bunu da focus stacking tekniği kullanarak aşmaya çalıştım.

     Bunu yaparken konuyu netlemeye başladığımda ilk netlenen yerden itibaren konuya makro ray vasıtası ile yaklaşarak 10 civarında fotoğraf çektim ve bunları birleştirdim. Bu konuya yabancı iseniz fikir vermesi açısından buradan inceleyebilirsiniz.

DAMLANIN TARİFİ
    
      Su çok akışkan olduğu için bunu belli bir kıvama getirmek gerekli. Bu nedenle çeyrek çay bardağı şekerin içine bir o kadar su ekleyip kaynatın. Yaklaşık 10 dk kaynasın. Sonra soğutun, kıvamlı bir şerbet haline gelecektir. Akışkanlığını kaybederse biraz daha su eklersiniz



      Sizlere çekmeye çalıştığım kompozisyonla ilgili tecrübemi aktarmaya çalıştım. Umarım başarabilmişimdir.

Saygılar...

   

25 Nisan 2013 Perşembe

Duman Fotoğrafı Çekelim

Duman fotoğrafı, soyut çalışmalara güzel bir örnektir. Güzel kareler elde edilebildiği gibi, bu iş için çok pahalı ekipmanlardan oluşan bir düzenek kurmamıza gerek kalmıyor. Bize lazım olacak şeyler:

1) Karanlık bir ortam (epey epey karanlık)
2) Siyah, ışığı geri yansıtmayacak bir fon.
3) Kuvvetli bir ışık kaynağı (iki tane de olabilir) ancak arka fonu aydınlatıp hoş olmayan grimsi bir fona sebebiyet vermemesine dikkat etmemiz lazım. Bunu da ışıkların açılarıyla oynayarak sağlarsınız.
4) Tütsü kullanılabilir ancak, metal bir kap içine koyulmuş toz Türk kahvesi de iyi iş yapıyor, tavsiye ederim.
5) Mümkünse tepe flaşı, yoksa dahili flaşı kullanabilirsiniz.
6) 18-55, 17-50 ya da 50 mm gibi bir lens.

Önce arka fonu hazırlıyoruz. Siyah fonun kap içindeki kahveden az uzakta olmasında yarar var. Ortamı karartıyor, ışık kaynaklarımızı açıyoruz. Sahneye şöyle bir bakalım ki, arka planda yansımayı en az seviyede tutmak için gerekli açıları ışıklarımıza verebilelim. Sonuçta makine, görülen neyse onu çekecektir. Makinemizi "M" moduna alıyoruz. Bize esas lazım olan şey düşük enstantane değeri. O yüzden enstantane değerini en az 1/125 olacak şekilde ayarlıyoruz. Diyafram değerimiz sayıca çok düşük olmamalı. Çünkü duman sürekli hareket halinde olacak. Bu da net alan derinliği problemi oluşturur ki, netlemeyi yapıp çekene kadar az geriye yönelen duman deklanşöre bastığımızda flu çıkabilir. İşte bu sorunu ortadan kaldırmak için diyaframı sayısal olarak yüksek bir değere getiriyoruz. f/8, f/11 iş görecektir...  Aslında f/2.8 de de çekilebiliyor; ancak çok güzel kareler çoğu kez çöp olabiliyor.

Şimdi kahveyi çakmakla yakalım. Duman yükselmeye başladıktan sonra mevcut ayarlar ile bir çekim yapıyoruz. Sonuç ışık kaynaklarının kuvvetine bağlı. Eğer aşırı pozlama yani aşırı parlaklık oluşursa enstantane değeri ve diyafram değerini az yükseltebiliriz. (Mesela diyaframı f/11 den  f/14'e, enstantaneyi 1/125'ten 1/250'ye almak gibi)
Eğer sonuç çok az pozlanmış ise eğer, yani karanlık ise, o zaman diyaframın sayısal değerini biraz düşüreceğiz, yine olmazsa eğer flaşa müracaat edeceğiz.
Flaşı açıyoruz, enstantaneyi 1/200, 1/250 artık makinemiz neye müsade ediyorsa getiriyoruz. Yakın plandan çekim yapılacağı için flaş ışığı yetecektir. Diyaframı yine bir kaç kare çekerek ayarlıyoruz. Zaten doğru pozlamayı bulduktan sonra insan ister istemez epey bir fotoğraf çekiyor.
Bütün fotoğrafları çektikten sonra, bilgisayara atıp PS gibi programlar vasıtasıyla renklendirme yapıyor, göze ilginç gelen yerleri keserek duman fotoğrafımızı elde ediyoruz.

Örnek Sonuç:






24 Nisan 2013 Çarşamba

Hangi DSLR Fotoğraf Makinesini Tercih Etmeli

Ülkemizde günümüzde dört ana marka DSLR konusunda sağlam bir pazara sahip. Genç kuşağın fotoğrafa olan merakının fazla olması, bu firmaların sürekli model güncellemesine, dolayısı ile de mağazalarda tren vagonu gibi art arda dizilmiş DSLR tipi fotoğraf makineleri görmemize neden olmaktadır. Bu makinelerin fiyatları ise standart bir kit lens ile düşünürsek 1000 TL den başlayıp 10000 TL ve üzerine kadar çıkabiliyorlar. Peki bu kadar fiyat farkının sebebi nedir?
DSLR dünyasında fiyatı belirleyen ilk unsur olarak makinelerde bulunan sensör / algılayıcı farklılığını gösterebiliriz. Bilindiği gibi DSLR makineleri de kendi aralarında "FULL FRAME" ve "CROP SENSÖR" olarak iki ana gruba ayırıyoruz. Full frame, yani tam kare, dediğimiz makineler crop sensör (APS-C) gövdelere göre nispeten daha pahalı makinelerdir. Full frame gövdeler, her zaman için daha kaliteli görüntü verirler. Full frame sensörlerde çarpan etkisi yoktur, dolayısı ile lens hangi mm değerindeyse o mm'nin gerçek görüntüsünü alırsınız. Canon'un crop sensörlerinde 1,6; Nikon'un crop sensörlerinde 1,5 crop çarpanı vardır. Bu şu demek oluyor:
Eğer siz 50mm'de Canon'un crop sensörü ile bir çekim yaparsanız 50x1,6=80 mm ile çekilmiş gibi bir görüntü elde edeceksiniz. Zaten bu değere 35mm film eşdeğeri diyorlar. Siz aynı 50mm odak uzaklığı ile aynı objeyi "FULL FRAME" bir sensörle çekerseniz gerçek tam anlamıyla 50mm ile çekilmiş bir fotoğraf alırsınız.
Alttaki örnekte sol taraftaki fotoğraf 50MM ve Full frame bir sensörle; sağ taraftaki fotoğraf ise yine 50MM fakat crop sensörle çekilmiş. Sanırım bu örnekle sensör boyunun fotoğrafa en önemli etkisinin ne olduğunu güzel bir şekilde anlatabilmişimdir.

50mm'de full frame ve crop farkı




Aşağıdaki resimde Full frame ve Aps-c (crop) sensör arasındaki ebat fark daha net olarak görülebilmekte.


Aps-c ve Full Frame
 Full frame gövdelerin Aps-c (crop) gövdelere göre elbette çok büyük artıları var. Daha iyi bokeh (bulanıklaştırma) etkisi, daha yüksek ISO başarısı, daha yüksek fotoğraf kalitesi gibi pek çok üstünlük full frame (tam kare) sensöre aittir.

Peki gelelim hangi makinede hangi sensör kullanılır, hangi modeller "Full Frame", hangi modeller crop sensör.

Nikon grubunda,
D600, D700, D800
Modelleri Nikon'un başlıca Full frame modelleridir.

Canon grubunda ise
5D, 5D MarkII, 5D MarkIII başlıca Full frame modellerdir.

Nikon D3100, D3200, D5000, D5100, D5200, D7000, D7100, D80, D90 ise Nikon'un CROP gövdeleridirler.
Canon 400D, 450D, 500D, 550D, 600D, 650D, 20D, 30D, 40D, 50D, 60D, 7D makineler Canon'un CROP gövdeleridirler.

Full frame gövdeler uzmanlaşmış kullanıcılara hitap ettiği için yeni başlayanlar için tavsiye de edilmez, tercih de... O yüzden yazının devamında artık Crop gövdeler üzerinden devam edeceğim.

Peki hangi fotoğraf makinesi tavsiye edilir?

Yazımın başında dört ana markadan bahsettim. Bunlar Canon, Nikon, Pentax ve Sony idi. Bu dört marka içinde ülkemizde en çok tutulanlar Nikon ve Canondur. Aslında ne Pentax ne de Sony kötü markalardır; fakat dünden bugüne bu pazarın iki dev firması Canon ve Nikon olmuşlar. O sebepten dolayı yeni başlayacak kullanıcılar genelde şu yanlış soruyu sorarlar:

- Canon mu mantıklı, Nikon mu?
Aslında bu soru hem yanlış, hem cevapsız, hem de eksik bir sorudur. Yanlıştır; çünkü ne Canon Nikon'u, ne de Nikon Canon'u aratır. İkisinin de kendilerince göre artı ve eksileri vardır. Mesela, Canon makinelerde AF, yani otomatik odaklama yapan motor sorunu yaşamazsınız. Eski, yeni her canon lensi sorunsuzca kullanabilirsiniz. Bu da size yarın eski model bir lensi ucuza alıp taktığınızda AF motorunun kullanımı konusunda avantaj sağlayacaktır. Nikon'da ise eski model lensleri yeni makinelere taktığınız zaman AF'yi çalıştıramaz, dolayısı ile siz de Manuel Netleme kullanmak zorunda kalırsınız. Tabi güncel lenslerin hepsinde AF motoru bulunduruyor Nikon; fakat biraz maliyetli olabilmekte. Öbür yandan, sensör büyüdükçe imaj kalitesi de artar demiştik. İşte Nikon ve Canon kıyasına girerseniz Nikon sensörünün Canon'a göre daha büyük olduğunu görürsünüz. Canonlarda crop faktör 1,6 iken Nikonlarda 1,5 dir; bu da Nikon sensörünün daha büyük olduğu anlamına gelir. İşte bu yüzden "CANON MU, NİKON MU MANTIKLI" sorusu yanlıştır bence. 

İkinci olarak bu soru cevapsızdır demiştim. Cevapsızdır; çünkü hangisini almanın mantıklı olduğunu ancak siz bilirsiniz. Bir DSLR alıyorsanız buna (hemen değilse bile bir müddet sonra) mutlaka değişik lensler alacaksınız. Lens dediğiniz ekmek alır gibi alınmıyor, bunun belli bir maliyeti var. 800, 900, 1000, 1500, 2000 TL'lik lensler almak isteyeceksiniz. Yeri gelecek iki lens arasında kalacak ve deneme fırsatı bulmanız gerekecek. İşte bu noktada çevreniz devreye girer. Üç tane dostunuzda Canon makineler var iken siz gider Nikon alırsanız bu fırsatı kaçırabilirsiniz mesela. İşte bu yüzden de bu soru cevapsızdır, cevabı sizdedir. Hangisi içinize sinerse odur.

Bu soru aynı zamanda eksiktir; çünkü sadece Canon ve Nikon üretmiyor bu DSLR makineleri. Pentax ve Sony de var bu pazarda. Mesela, siz Canon 60D gibi bir makineyle saniyede 5,6 kare fotoğraf çekerken yanınızdaki Sony'cinin 10 kareyi 1 saniyede çektiğine şahit olabilirsiniz. İşiniz "Anı Yakalamak" olacaksa niye düşünmeyeceksiniz? Ya da video çekimi ile ilgileniyorsanız gün gelip Sony haricindeki makineler sizi tatmin etmemeye başlayabilir. İşte bu sebepten dolayı da, Canon mu Nikon mu sorusu eksik bir soru olur.

Hangi Segment Bana Uygun? 
Yine de yazımıza dünya pazarına kök salmış iki dev olan Canon ve Nikon üzerinden devam edecek olursak, bu markaların da ürünlerini kendi aralarında segmentlere ayırdıklarını görürüz.
Kısaca Canonlar için 1000D ve 1100D modelleri en alt giriş seviyesi modelleridirler. 1100D, 1000D'ye göre çok daha gelişmiştir. Fakat ergonomik açıdan ve gövde malzemesi bakımından düşük seviye bir makinedir. 12mp lik algılayıcıya sahiptir.
Canon 450D,500D,550D,600D,650D ise aralarında bazı işlevsel ek menü ve işlemci farkı haricinde fark bulundurmayan giriş seviyesi makinelerdir. Bu makinelerde 600D ile döner ekran kullanılmış, 650D ile de Digic 5 işlemciye geçilip dokunmatik ekran ve video oto focus özelliğe geçilmiştir. Bu makinelerin hepsini deneme imkanı buldum; hepsi de benzer imaj kalitesi (hatta aynı) sunuyor. Herbiri, standart bir kullanıcıya yetecek makinelerdir.
Canon 20D,30D,...60D ye ise girişin orta segmenti deniyor. Genel olarak enstantane hızları 1/8000'e kadar düşebilmekte. (üsttekiler 1/4000) Bu makinelerin daha üst sınıf birer makine oldukları konusu tartışmalı olsa da, gövdede kullanılan malzeme farkı ve ergonomi bile yetiyor bu sınıflandırmanın geçerli olmasını sağlamaya. Bunlar da crop sensör olduğu için imaj kalitesi hemen hemen aynı olacaktır...
Canon 7D, Canon'un crop makinelerinin en üst sınıfını temsil ediyor. Bu makinede crop bir gövdeye sahip olmasına karşın, hem ergonomik açıdan hem kullanılan malzeme farkından hem de yüksek çekim hızı gibi özellikler bakımından diğerlerinden de bir adım öndedir.

Nikonlar için,
D3100 giriş seviyesi bir makine olup en alt kademede. Onu D3200 takip ediyor.
D5000 giriş seviyesi olup 3XXX sınıfının bir üstüdür. D5000'den sonra D5100 çıktı ki, güzel bir gövdedir. Şu anda bu sınıfta en yeni model olan D5200 24mp lik sensör, 39 AF noktası ile bu sınıftaki tek makine.
D7000 ve D7100 ise 5XXX sınıfın bir üstü olarak biliniyor. Aynı Canon'daki gibi bazı farklılıklar da mevcut olup, fotoğrafta herşeyin başı olan SENSÖRLER HEPSİNDE CROP'tur.

Tüm bu anlatınları aslında tek cümleyle özetleyebiliriz: 
Markalar arası crop sensörlü gövdelerde fiyat farkları model ve ekstra özelliklerden kaynaklı olup iyi bir lens ile hepsinden kaliteli sonuçlar alabilirsiniz.
Marka seçimine gelince, bu tamamen size kalmış bir şeydir. Çevrenizde kolayca deneyip görebileceğiniz markalara yönelebilirsiniz.
Bir de üstüne basa basa söylemek istediğim bir şey var: Makine gövdesinden ziyade lense yatırım yapmak her zaman daha karlı sonuçlar getirecektir. Örnek olarak, Canon 550D'ye takılı bir 50mm f/1.8 lensle yapılan portre çekimi, Canon 60D'ye takılı 18-55 kit lens ile yapılan portre çekiminden çok daha kaliteli olacaktır. Mantıklı yatırımlar, güzel sonuçlar getirir.